ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Şefaat-2
 

SONUÇ OLARAK DİYEBİLİRİZ Kİ:[1]

 

Büyük günah işleyenlerin Peygamberimizin şefaatiyle cehennemden kurtulabilmesi mümkün değildir. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Gelenekçi anlayışa sahip olan din yorumcuları; bazı rivayetleri esas almış ve bir-iki ayeti de bu rivayetleri destekleyecek şekilde tefsir ederek bu sonuca ulaşmıştır.

 

Bize göre bu sonuç; İslam’ın temel hükümlerine uymamaktadır. Şefaat meselesi; Kur’an-ı Kerim’de tam 27 ayette geçmiş olmasına rağmen, bu ayetleri bütünlük içerisinde değerlendirmeyen alimler tarafından, yanlış yorumlanmıştır. Bu yanlış yorumlamanın sonucunda, ümmetin içerisindeki büyük günah işleyenlerin bile, Peygamberin aracılığıyla cehennemden kurtulacağına inanılmıştır. Gelenekçi anlayışta, Peygamberin şefaatinden başka; şehitlerin, salihlerin, ölmüş kız çocuklarının …vb bile şefaat edeceklerine inanılmaktadır. Hele toplum içinde kendilerini “Allah’ın veli kulu” diye tanıtmış tiplerin çoğunun, nerdeyse sınırsız bir şefaat yetkisinin olduğuna inanılmaktadır.

 

Biz yukarıda saymış olduğumuz inançların, İslam dininin; temel inanç esaslarına aykırı olduğuna inanıyoruz. Çünkü, bize göre; yüce Allah adaletlidir, hiçbir zaman kullarına zulmetmez. Ne hak etmiş olanı cennetten çıkartır, Ne de hak etmeyeni –torpilli dostlarının aracılığıyla- cennete koyar. Biz okuyucularımıza, “Peygamberimizin veya bir başkasının şefaatine değilde, işlemiş olduğunuz salih amellere güvenin” diyoruz.

 

Kur’an-ı Kerim, kıyamet günü peygamberlere de, inananlara da Allah’ın yardım edeceğini açıklamıştır.[2] O günde, kendisi yardıma muhtaç olanların, diğerlerini ateşten kurtarabilmesi mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’deki “(Ey Muhammed)…Sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın?”  [3] ayeti de zaten bu gerçeği açıkça beyan etmektedir.

İslam dini hakkında yeterli birikimi olmayan okuyucularımız için, bu sorunun cevabı burada bitti. Bu okuyucularımızın sorunun cevabına yapmış olduğumuz, aşağıdaki açıklamaları okumalarına gerek yoktur. Çünkü bu açıklamaları, daha önce bu konuları okuyup araştırmasına rağmen, Kur’an merkezli düşünemeyen okuyucularımızı uyarmak için yazıyoruz.

Bize göre, şefaatle ilgili şu beş temel esas unutulmamalıdır.

 

1. Şefaat konusu inançla ilgili bir konudur. Bu konuda, Kur’an ayetlerine taban tabana zıt olan hiçbir hadise itibar edilemez.  Aşağıda meallerini vereceğimiz onlarca ayeti görmezden gelip, sadece bir-iki ayeti, peygambere fatura edilen hadisleri kabullenmek adına te’vil ederek Kur’an’a rağmen bir şefaat anlayışı ortaya koymak doğru değildir.

 

Geçmişte yaşamış olan bazı din yorumcuları bu esasa riayet etmedikleri için, Kur’an’a tamamen zıt olan birçok hadis, hadis kitaplarında yer alabilmiştir.  Kur’an-ı Kerim’de Rahmanın izin verdiğinden başkasının şefaat edemeyeceğini [4] açıklanmaktadır. Hadislerde ise; Peygamberin, şehitlerin, ölen kız çocuklarının…vb şefaatlerinden bahsedilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de; şirk dışındaki günahları Allah’ın dilediğine bağışlayabileceği [5]açıklanmaktadır. Hadislerde ise; şirk koşmadan ölenlerin şefaatle kurtulacağı belirtilmiştir. (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh: 403) Bu hadislerin manalarının ayetlerin manalarına zıt olduğu ortadadır. Ancak, bu zıtlık sadece bu hadislerle sınırlı değildir.  Hadis kitaplarımızda senedi sahih olarak nakledildiği halde, metni problemli olan daha birçok hadis vardır. Örnek olarak, şefaatle ilgili olan ve sahih olduğuna inanılan şu iki hadise bakalım. Bu hadislerden bir tanesi; “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir” hadisidir. (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh:404) Diğeride “Kalbinde hardal tanesi imanı olanların ve daha sonrada La ilahe illallah diyenlerin hepsinin cehennemden çıkartılacağı” hadisidir.  (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh:407)  Kitaplarımızda, şefaatle ilgili, Peygamberin sözü olduğuna inanılan zayıf hadislerde vardır. [6] Bize göre, metni Kur’an-ı Kerim’in temel ilkelerine zıt olan [7] bu hadislerin hiçbirisinin Peygambere aidiyeti mümkün değildir. Bu tür rivayetler üzerine inanç bina edilemez.

 

2. İlk başta şunu net olarak söyleyebiliriz ki; Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine bakıldığında; şefaatçi aramanın mü’minlerin değil, müşriklerin vasfı olduğu görülür. Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!” diyorlar… “ [8] ayeti bunu açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki “ (Allah’a) ortak (koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkar ederler. “ [9] ayeti de şefaatçi sanılanların şefaat edemeyeceklerini açıklamaktadır.

 

3. Kur’an-ı Kerim’de, gelenekçi anlayışa göre şekillenmiş olan; “aracılık sonucu bedava cennete girme” şeklindeki  şefaat anlayışının yeri yoktur. Çünkü, böyle bir anlayış, ilahi adalete de ters düşmektedir. Yukarıda kaynağını vermiş olduğumuz hadiste; sadece “La ilahe illallah” diyenlerin şefaatten faydalanacakları ve cehenneme atılmayacakları anlatılmıştır. Halbuki, Allah’ın ayetleri, “aracılık sonucu kolay cennet” anlayışının mümkün olamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mesela, Kur’an-ı Kerim’deki “Sizden öncekilerin başına gelenlerin durumu, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?...” [10] ayetini düşünelim. Bu ve benzeri ayetlere[11], bakıldığında,  “aracılık sonucu kolay cennet” anlayışının imkansız olduğu görülecektir. Zaten böyle bir aracılığın olabileceğine inanmak; Allah’ın adaletli olduğu gerçeğinede ters düşer. 

 

4 Kur’an-ı Kerim; her ümmetin peygamberlerinin onlara şahitlik edeceğinden bahsetmektedir. Kur’an-ı Kerim’deki

 

Her ümmet içinde, kendilerinden, kendi üzerlerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de bunların üzerine şahit getirmiş olacağız…” [Nahl  89 ]

 

ayeti bunu açıklamaktadır. Ayete dikkat edilirse, peygamberimizin “torpilli kurtarıcı” olmaktan ziyade “gerçekleri açıklayacak olan bir şahit” olduğu ortaya çıkacaktır.  Kur’an-ı Kerim’deki

 

O gün ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Rahman’ın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. O da doğruyu söyler. “ [Nebe 38 ] ayeti de bu gerçeği açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bir başka ayetindede

 

 “…Kitap konuldu, peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında adaletle hükmedildi. Onlara asla zulmedilmez. Herkese yaptığının karşılığı tam verildi…[Zümer 69 ]buyurularak Allah’ın adaletli olduğu gerçeği bir kez daha vurgulanmıştır. Yani Kur’an’daki şefaat herkesin sandığı gibi; hak etmeyeni cennete koymak değil, peygamberin şahitlik etmesidir. Bu gerçeği, Kur’an-ı Kerim’deki

 

 “Ondan başka yalvardıkları şeyler, şefaat sahibi değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır. “ [Zuhruf  86 ]

ayeti de net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

5. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, geleneksel İslam anlayışındaki “şefaat” anlayışının mümkün olamayacağını açıklamaktadır. Ne yazık ki, alimlerimiz bu ayetleri görüp gereğini açıklamaktan çok, te’vil etmeyi tercih etmişlerdir. Ayetlerde “sakın ha! şefaatçiler aramayın, onların hiçbir faydası olmaz. Cennete girmek ve cehennemden kurtulmak istiyorsanız amel edin” mantığı verilmeye çalışılırken, alimlerimiz, bu ayetler Müslümanlardan değil, kafirlerden bahsetmektedir diyerek ayetleri te’vil etmiştir. Aşağıdaki ayetler bu meseleyi te’vile ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık ve net olarak açıklamaktadır.

 

“Ey iman edenler! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce,  size verdiğimiz rızıktan harcayın….” [Bakara 254 ]

 

“Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin cezasını çekmez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.” [Bakara 48 ]

 

“Dinlerini bir oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; Allah’tan başka ne bir velisi, ne de bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz, işte onlar kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır…” [En’am 70 ]

 

“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. ..”  [En’am 51 ]

 

“İnanan kullarıma söyle; namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık hayır etsinler.” [İbrahim 31]

 

“O, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür. O gün hüküm yalnız Allah’ındır.” [İnfitar19]

 

Bu ayetler; mü’minlerin cennete girmek için şefaatçi aramamaları gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

6. Yukarıdaki ayetlere rağmen, illa da gelenekçi anlayıştan vazgeçemeyen kişiler varsa, onlara da şu tavsiyeleri yapıyoruz.[12]

a)     Şefaat yetkisinin Allah’a ait olduğunu unutmayınız. Bu yüzden şefaati Allah’tan isteyiniz. Sakın ola, bu ayetleri görmezden gelerek “şefaat ya Rasullah” demeyin, aksi takdirde, şirk koşma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. İlla da peygamberden istemekte  ısrar ederseniz. En azından “Rabbim, beni peygamberimizin şefaatinden mahrum bırakma diye dua edin.[13] Hiç unutmayın ki, İslam dini  tevhid dinidir. Tevhid dininde de ihtiyaçlar sadece Allah’tan istenebilir.

 

b)    O’nun izin verdiğinden başkasının şefaatinin olamayacağı unutmayınız. Bu yüzden, uyduruk şefaatçilerin peşine düşmeyiniz. Bilindiği gibi, Allah’a ait olması gereken bazı sıfatların kendilerinde de bulunduğunu iddia eden bazı tipler vardır. Bu tipler kendilerinin Allah’ın velisi[14] olduğuna cahil kitleleri inandırarak onları aldatmaktadır. Sakın ha! bu istismarcıların tuzaklarına düşmeyin.

 

 

[1] Ali Umuç, www.aliumuc.com dan alıntı yapılmıştır.

[2] Mü’min suresi 51. ayet

[3] Zümer suresi 19. ayet

[4] -“O gün Rahmanın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” Ta-ha suresi 109. ayet

[5] Nisa suresi 48, 116. ayetler

[6] -Bu hadislerden bir kısmını, Şia’nın sahabeler hakkındaki eleştirilerinden rahatsız olan Sünniler uydurmuşlardır. Buna “Ashabıma dil uzatandan başka, herkese şefaat edebilirim” rivayetini örnek verebiliriz. Bir kısmını da, Ehl-i Beyt’e aşırı sevgi besleyen bazı Şii’ler uydurmuşlardır. Buna da “Ümmetimden, Ehl-i Beytimi sevenlere şefaat edeceğim” rivayetini örnek verebiliriz. Bu rivayetler için  Seadet-i Ebediyye (Tam İlmihal) adlı kitaba bakınız. Sh:448 Görüldüğü gibi, her fırkanın siyasi görüşlerinin açıkça belirtilmiş olduğu bu sözler, zaman içerisinde peygambere fatura edilerek hadisleştirilmiştir. Bu olay, fırka taassubuyla uydurulan rivayetlerin, akaid konularına bile sokulduğunun apaçık bir göstergesidir.

[7]  -Bu hadislerin manalarına inanıldığında, ahirete iman konusundaki birçok şeyin hiçbir işe yaramaz formaliteler olduğuna inanılmış olacaktır. Bu hadisleri kurtarmak adına; amel defterlerinin yazılmasını, amellerin tartılmasını, ceza ve mükafatın konulmasını …vb gereksiz olduğunu iddia etmiş oluruz. 

[8] -Yunus suresi 18. ayet

[9] -Rum suresi 13. ayet

[10] Bakara suresi 214. ayet

[11] -Mü’min suresi 58. ayet, Casiye suresi 21. ayet,  A’li imran 142,

[12] Bu kişileri; hastalıklarının tedavisi için aslında ameliyat gereken, ancak ameliyattan korktuğu için doktordan ilaç yazmasını isteyen tiplere benzetebiliriz. Biz doktor olarak kendilerine ilk beş maddedeki önerilerimize uymalarını tavsiye ediyoruz. Ama bundan kaçanlara, tedavi edilmeyeceğini bilmemize rağmen, hastalığın etkilerini azaltmak için ilaç tedavisi yapıyoruz. Ama çözümün de ameliyat olduğunu kendilerine söylüyoruz.  

[13] Şefaati, olsa olsa cehennemi hak edenleri, cehennemden çıkartma şeklinde değil de; cehennemdeki azabının hafifletilmesi şeklinde anlamaya çalışın. Aksi halde, her büyük günahın sahibinin, şefaatle cehennemden kurtulacağına inanmak, ilahi imtihanın sağlıklı olup-olmadığının tartışılmasına yol açacaktır

[14] Bu tipler; hurafe merkezli İslam anlayışına göre “Evliyaullah” kabul edilmektedir. Bize göre, bu tipler çağımızın Lat, Menat ve Uzza’larıdır. Mekke müşriklerinin putlarına duydukları saygının aynısı günümüzde bu tiplere de duyulmaktadır. Kur’an-ı Kerim’e göre, bunlar sağa sola şefaat etmek şöyle dursun. Kendilerini bile kurtaramayacaklardır. Çünkü, Nahl suresinin 25. ayetinde onların hem kendi veballerini, hem de saptırdıkları kimselerin veballerini yüklenecekleri açıklanmıştır.  Bu yüzden, bu kimselere, itimat edip “eteklerine yapışmanın”  hiçbir mantığı yoktur.  


       

 
  Bugün 1 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=