ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  İHBARLARIN ÇIKIŞ ÂMİLLERİ
 

2. GAYBÎ İHBARLARIN ÇIKIŞ ÂMİLLERİ

Önce 'gaybı bilme' inancının varolmasına sebep olan âmil ve zaafları kısaca tanıtmaya çalışacak, daha sonra da bunları örnekleyeceğiz.

Hz. Peygamber'in (s) gaybî bilmesi gerektiğine ve bilfiil bildiğine dair oluşan inancın temelindeki âmilleri şöyle tasnif edebiliriz:

a. Genel fikrî seviye düşüklüğü

Resûlullah'ın (s) hitap ettiği müşrik toplumun düşünce ve fikir seviyelerinin çok düşük olduğunu Kur'an bize haber vermektedir:
-Peygamber'in 'kendileri gibi' beşer olduğuna akıl erdirememişler
[1];
-ondan hep fevkalâde tasarruflar taleb etmişler
[2]
-ya da kendisiyle beraber bir meleğin dolaşmasını istemişlerdir.[3]

Resûlullah'ın (s) çevresindeki cahil bedeviler ya da müna­fıklar, bu geri zihniyete enteresan örnekler vermişlerdir:

Örnek-l :  Müslüman ordusu Bedir'e giderken karşılaş­tıkları bir bedevi, Hz. Peygamber'e soruyor: "Sen Allah'ın elçisi misin?" "Evet" cevabını alınca da, "O halde devemin karnındaki nedir?" diye Resûlullah'ı (s) imtihan ediyor. Fakat böyle bir sorunun Resûlullah'a (s) yöneltilmesinin abesliğini bilen bir sahabe (Seleme b. Selâme) hemen müdahale ediyor: "O soruyu Resûlullah'a (s) sorma. Bu tarafa gel, bana sor..." diyerek Hz. Peygamber'in bile kınayacağı galiz bir cevapla bedeviyi uzaklaştırıyor.[4]

Örnek-2: Hz. Peygamber (s), Tebük seferinde devesini kaybetmiştir. Beşerî usul ve imkânlarla devesini aratan Resûlul­lah'ın aleyhinde bir münafık şu sözleri sarfeder: "Kendisinin peygamber olduğunu ve gökten haberler aldığını söyleyen bir adam, kaybolan devesinin yerini bilmiyor, hayret! "[5]

Örnek-3: Mekke'nin fethinden sonra bir heyet gönde­rerek Hz. Peygamber'e (s) bey'at edip müslüman olan Bahreyn'li Abdu'l-Qays kabilesi, Resûlullah'ın (s) vefat haberini aldıkların­da "Eğer Muhammed peygamber olsaydı ölmezdi" diyerek irtidad etmişlerdi.[6]

Bütün bu zaaf sahiplerinin, Resûlullah'ın (s) vefatını taki­ben vukubulan irtidat olaylarının bastırılmasından sonra tekrar müslüman üyeler olarak İslâm toplumunda yaşadıkları unutul­mamalıdır.

b. Hz. Peygamber'e (s) karşı ölçüsüz sevgi

Peygamberlerini canlarından ve evlatlarından daha fazla gözetmeleri istendiği cihetle, O'nun için her türlü fedakârlığı ve sevgiyi besleyen müslümanlar arasında, Resûlullah'ın (s) beşerî vasıflarını unutmadan, ona gerekli ve yeterli makamı reva gören ifratsız-tefritsiz sahabeler yanında, bu alaka ve sevgilerinde ölçüyü kaçıran samimi insanlar da varolmuştur. O'nun terini, hacamat kanını, tükrüğünü, hatta idrarını diğer insanlarınkinden farklı ve özellikli gören; O'nu beşerin her türlü maddî ve tabiî ihtiyaçlarından münezzeh addeden samimî fakat yanlış kanaatler de oluşmuştur. Hz. Peygamber, farkına varabildiği bu kabil zaafları hep düzeltmeye çalışmış, bu meyanda kendisinin de -bu vasıfları ile- diğer herhangi bir insan­dan farklı olmadığını daima vurgulamıştır.

Ne var ki, şirkin en galiz şeklinden henüz kurtulan bir toplumda, peygamberlerinin beşeri yönünü yine de farklı anlayacak, ona birçok 'hasâis' (özellikler) atfetmeye meyledecek bir zihniyetin sahiplerine de rastlanacaktır.

c. Psikolojik Zaaflar

Bu tür zaaflar; Hz. Peygamber'den (s) sonra yarım yüzyıl kadar zaman zarfında vukubulan azîm olaylara tanık olmuş insanlarda meydana gelmiş ve daha çok istikbale dair gaybî ihbar niteliğindeki rivayetlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Bu psikolojik zaafların tahlilini, Muhterem Mehmed S. Hatiboğlu'nun henüz yayınlanmamış Doçentlik tezinden akta­rıyoruz:

"Hz. Peygamberin sağlığında temelleri atılmış bir İslâm nizâmı vardır. Hak, hukuk, sulh-sükûn getirmiş, insanları en yüksek duygularla birbirine bağlamış, muhitini geliştirmek yolunda büyük adımlar atmış bir nizam.

"Bu nizâmın gönüllüleri, şahsi dâvalarından önce İslâmı yaymayı, İslâmı her yerde gerçekleştirmeyi ideal edinmişlerdi. Ama tabiatları icabı bu insanlar da zamana, mekâna, imkâna göre şekilleneceklerdi ve öyle oldu. Bazılarına cemiyet hayatında yön veren temayüller artık değişmiş bulunuyordu. Dünyayı değişik camlar ardından görmeye başlayan müslümanlar da vardı artık.

"Tarihi bir gerçektir ki, İslâm Ümmetinde, Peygamberin vefatından hemen sonra başlayan çeşitli cereyanlar, seneler geçtikçe fiiliyata geçmeye başlamış, zamanın ve hâdiselerin tesiriyle, homurdanmalardan çatışmalara, kavgalardan boğaz­laşmalara kadar gidilmiş, sulh ve selâmet, ilâhî adalet temelleri üzerine kurulu İslâm Devleti, fitne ve kardeş kavgalarından baş edemez hale gelmiştir.

"İçine düşülen bu inanılmaz durum, İslâm Cemâatini teşkil eden fertler üzerinde elbette ki derin ve çeşitli izler bırakacak; kendilerini paniğe kaptırmış ruhlar, sığınılacak melce bulmaya her zamankinden fazla koşacaklardı..

''Muttaqî bir müslümanın, siyâsî makam ve şereflere gözünü yummuş bir mü'minin, idrâki donduracak derecedeki hâdiselerle karşılaştığı zaman kendisini teselli edecek, kendisine ve çevresine kurtuluş yollarını gösterecek kimse olarak Peygam­berlerini bulmasından daha tabii ne olabilir? Bu doğruydu ama, artık hayatta bulunmayan Peygamber onlara nasıl şifâyâb olabilirdi?

Zaruretler karşısında hal yolları bulmak pek zor olmadı ve bulundu da: Peygamber'e, cereyan etmiş hadiseleri haber verdirtmek yolu tutulacaktı. Niçin? Çünkü, felaketleri, daha eserleri dahi görülmemişken Peygamber haber vermiş olmalı; bunlara karşı ne tedbir alınacağı, hangi hal yolunun tutulacağını bildirmiş bulunmalıydı ki, İslâm cemâati perişanlıktan kurtulsun, metanetini muhafaza edebilsindi.

"Bir mü'min için kendi gözleri önünde halîfesinin katledilmiş olması müthiş bir şeydi ama, bunun vuku bulacağını daha önceden haber almışsa, kapıldığı dehşetin tesiri azalacak, hadiseyi normal karşılamaya çalışacak, kendisine kalan tek şey ise, böyle bir durumda ne yapılması gerektiğini bilmek olacaktır.

''Keyfiyeti önceden bilinen bir vakıanın, ne kadar hariku­lade olursa olsun, tesirinden çok şey kaybedeceği aşikârdır. Güneşin tutulacağı saati günlerce evvelinden bilen bir kimseye, bu tabiat hadisesi ne kadar şaşırtıcı olabilir? Meteorolojinin tahmin ettiği sağnağı bekleyen, gafil avlananla aynı mıdır?

"İşte, Ümmetin istikbaline dair rivayetleri, tarafsız zümrele­rin ortaya çıkarmasına sebebiyet veren esas âmil, bu psikolojik vakıada aranmalıdır.

"Şu halde paniğe kapılmaya lüzum yoktur. Hz. Peygamber zâten ümmetinin istikbalini bir-bir haber vermiştir. Yapılacak tek iş bunları bilenlerinden öğrenmek, bir şey emredilmişse yerine getirmek, değilse şahsen bulmaktır.

"Bir defa bu yol açıldıktan ve semeresi görüldükten sonra, başka çevrelerin de aynı usûlü kendi menfaatlerine kullanacakları beklenebilirdi. Nitekim, zamanımıza kadar ulaş­mış muazzam bir rivayet edebiyatında hemen hemen bütün meselelerin teşrih masasına yatırılmış, dert ve şikâyetler adedince reçeteler yazılmış olduğunu görüyoruz." [7]

3. GAYBÎ İHBARLARIN ÖZELLİKLERİ

Yukarda zikredilen zaaf ve âmillerle vücut bulan gaybî rivayetler -bizim tesbitimize göre- oluşma özellikleri yönünden dörde ayrılabilirler. Bunların ilk üçü istikbâle, sonuncusu ise hâle dair gaybî ihbarların özellikleri olup her birinin aşağıda detaylı örnekleri verilecektir:

1. Resûlullah'ın (s) sözlerinde hiçbir asıl ve esasla ilişiği kurulamayan, bazı zaaf ve sapmalarla doğrudan uydurulmuş hadisler: Dünyanın ömrü hakkında ve Türkler aleyhine uydurulan hadisler gibi.

2. Resûlullah'ın (s) sözlerinde doğru ve makul bir özü bulunmasına ve gaybî ihbar niteliği taşımamasına rağmen birtakım ilâve ve çıkarmalarla rötuşlara uğrayarak gaybî ihbar niteliğine büründürülmüş hadisler.

Bu tür rivayetlerin makul bir özü, ancak birçok kaynaktan çeşitli varyantlarının tahlili ve mukayesesiyle elde edilebilir. Bu varyantları ararken, rivayetleri aynı kaynaktan aktaran musannıflardan ziyade, birbirinden bağımsız eser vermiş musannıfları gözönüne almak daha mantıklı görünmektedir. Mamafih, bazan, tekrarları bol olan eserlerde de (Sahih-i Buharî ve Musned-i Ahmed gibi) bu sonuç kolayca elde edilebil­mektedir.

Gaybî haber niteliğinde görünen rivayetlerin büyük bir kısmı, bizce, bu özelliği taşımaktadır.

3- İlgili bulunduğu olayın şahidi durumundaki bir kimsenin sözü iken Resûlullah'a (s) ref edilerek (yükseltilerek, izafe edilerek) gaybî ihbar niteliği kazandırılmış hadisler. Burada, sözün aslı doğru ve sahibi de dürüst bir kimse olsa bile, rötuşlanarak Resûlullah'a izafe edilmiş (ref edilmiş) şekli ile hadis, 'uydurma' niteliğini kazanmış olmaktadır.

4- Hz. Peygamber'in (s), hayatında vukubulan bazı ahvâl­den, Allah tarafından (Kur'an-dışı bir yolla) haberdar edildiğine dair rivayetlerin yanısıra, aynı ahvâlden, bizzat Resûlullah'ın (s), beşerî yollarla haberdar olduğu şeklindeki rivayetlere de rast­lamaktayız.

Hz. Peygamber'in (s), hangi yolla bu ahvâlden bilgi salibi olduğuna muttali olamayan birtakım samimî insanların, onun bu istihbaratını, kestirme ve pratik bir çözümle 'Kuran-dışı ilahî ihbar'a hamletmiş olmaları uzak bir ihtimal değildir (Bu husus aşağıda örneklendirilecektir.)

                                                                            DEVAMI>>>

[1] (11/27, 17/94, 54/34)

[2] (6/39,109-113; 10/20; 13/7, 27-29; 17/90-94; 29/49-52...)

[3] (6/8, 11/12, 15/6-8).

[4] (Vâqıdî: c.l, s. 460; İbn Hişam: c. 1-2, s. 613)

[5] (Vaqıdî: c. 3, s. 1010, İbn Hişam: c. 3-4, s.523, Taberî-Tarih: c. 3, s. 106).

[6] (Taberî, Tarih: c. 3, s. 302)

[7] (Hz. Peygamberin Vefatından Emevilerin Sonuna Kadar SİYASÎ-ÎÇTÎMAÎ HÂDİSELERLE HADÎS MÜNASEBETLERİ - Dr. Mehmed Hatiboğlu, s. 9-10)

 
  Bugün 10 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=