ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  3b - Tasavvuf, Müslümanların Peygamber İnancını Bozmuştur
 

b - Tasavvuf, Müslümanların Peygamber İnancını Bozmuştur

İslam anlayışında, Hz. Muhammed (s) son peygamber ve örnek insandır. Bununla beraber Allah'ın kulu ve elçisidir. Diğer insanlar gibi bir insandır. En şerefli sıfatı da Allah'ın kulu ve elçisi olmasıdır. Ama tasavvuf onu insanüstü göstererek, bütün alemin kendisi için yaratıldığını söyleyerek, bütün varlıkların ondan meydana geldiğini iddia ederek, herkesten ve her şeyden önce yaratıldığını ileri sürerek müslümanların onun hakkındaki inancını bozmuştur. Hakikati Muhammediye ve Nuru Muhammedi nazariyeleriyle peygamber inancını bozmuştur. Bazı mutasavvıflar, Peygamberin derecesini küçümseyerek yahut vahiy aldığı gibi vahiy ve ilham aldığını söyleyerek Peygamber hakkındaki inancı bozmuştur. Kainatın işlerini idare ettiğini inanılan gavs, kutup, ebdal,  Hatemu'l-Evliya gibi inançlarla da müslümanların peygamber inancı bozmuştur. Bunu kanıtlayan sözlerden bazı örnekler verelim.

Gümüşhanevi şöyle diyor:

 "Hakkın suretleri Muhammed'in kendisidir. Çünkü ehadiyet ve vahdaniyet hakikati ile taayyün etmiştir." [1]
"ilk taayyunla beraber olan zattır. Esmau'l-Husnası vardır ve Allah'ın ismi a'zamıdır." [2]

Muhammed ed-Demirtaş da şöyle demektedir:

 "Hakikatlerin hakikati bütün mertebeleri ihata eden ilahi kemalli insani mertebedir. Hazratu'l-Cem', ehadiyyetu'l-cem' diye isimlendirilir. Daire onunla tamamlanır. Zatın yokluğunda taayyün eden ilk mertebedir ve o hakikati muhammediyedir." [3]

İbn Arabi de şöyle demektedir:

 "Alemin başlangıcı hava(boşluk)tur. Alemde ilk mevcut, rahmani arşın üzerin istiva ile nitelenen rahmani hakikati muhammediyedir. Rahmani arş ilahi arştır. Ayrı bir varlık sözkonusu olmadığı için onu ihata etmek de sözkonusu değildir. O, neden var olmuştur? Nerede var olmuştur? Hava (boşluk)da var olmuştur. Ne şekilde var olmuştur? Kendisini bilmekle ifade edilen Hak (Allah)da mevcut olan misal (şekil) üzere var olmuştur. Karışımdan kurtulmak ve karışım olmaksızın her alemin yaratıcından nasibini almasını sağlamak, gayesi hakikatlerini izhar etmek ve en büyük alemin feleklerini bilmektir." [4]

Yine şöyle demektedir: "Allah'ım! Salavatının bağı (sılası)nı ve selamlarının selametini rabbani körlük (boşluk)tan doğan taayyunatın ilki ve insan türüne katılan tenezzülatın sunucusu üzerine saç. Mekke'den Medine'ye hicret eden Allah'tı ve onunla beraber ikinci bir şey yoktu. Daha önce ne ise şimdi de odur. Varlığında beş alemin (ilahizatın aşamaları) hazaratını toplamıştır. Hüviyet sırrı her şeyde sirayet etmiştir. Ubudiyetle rububiyeti şahsında toplamış, imkan ve vücudiyeti kapsamıştır.[5]

Abdulgani en-Nablusi de şöyle demektedir:

 "Muhammed'e ancak Muhammed salat okumuştur. Çünkü kulların ona salatı isminin suretinden bir emriyle kullardan sadır olmuştur. (Yani Kur'an'da Allah müminlere Muhammed'e salat okumalarını emrederken, gerçekte emreden Muhammed'in kendisiydi ve Allah salat okuyan kulların suretine bürünmüştür.)" [6]

el-İbriz kitabının sahibi Abdulaziz el-Debbağ da şöyle demektedir:

 "Arş ve ferşiyle, yer ve gökleriyle, cennet ve perdeleriyle, alt ve üstleriyle ne varsa, hepsi bir araya getirilip bakıldığında Muhammed'in nurundan bir parça olduğu görülür. Muhammed'in bütün nuru biraraya getirilip Arşa konulsa, Arş erir. Arşı örten yetmiş kat perdeye yöneltilse, perdeler parçalanırlar. Bütün yaratıklar bir araya getirilip o büyük nura tutulsa, hepsi dökülür ve dağılırlar." [7]

Ömer İbn Said el-Fûnî de şöyle demektedir:

"Muhammed'in nuru yaratıldığı zaman, taayyün eden kainatta dağılmadan önce bütün peygamberlerin ve evliyanın ruhları ehadi bir bütünlükle bu Muhammedi nurda toplanmıştı. Bu da birinci akıl mertebesinde olmuştur." [8]

Ahmed Abdulmumin el-Hulvani de şöyle demektedir:

 "İnsanlar yok iken bütün varlıklardan önce, fert fert parlak bir nur olarak var etmiştir. Ondan sonra bütün yaratıklar senin yüce nurundan varlığını almıştır. Bu ne büyük bir şereftir! Onun için bütün yaratıklar bu dünyada ve daha çetin kıyamet gününde sana sığınır. Başlarına bir sıkıntı geldiği zaman, sadece insanların değil, diğer yaratıklar da dahil, hepsinin sıkıntısını giderirsin. Bana cömertlik yap. Şüphesiz Rahman'ın hazineleri sağ elindedir. Ve sen dağıtanların en cömerdisin." [9]

Meşhur mutasavvıf şair el-Busiri de "el-Burde" kasidesinde şöyle demektedir:

"Bütün peygamberlere gelen âyetler onun (Muhammed'in) nurundan onlara gelmiştir." [10]

İbn Arabi de şöyle demektedir:

 "Nuru içinde bir lamba bulunan kandile benzer. Lambaya benzetilmiştir. O boşlukta akılla adlandırılan hakikati Muhammed'den daha çok kabul edeceği bir şey yoktu. Akıl denilen bu hakikati Muhammed bütünüyle âlemin başlangıcı ve varlık olarak ilk zahir olandır. O'nun varlığı o ilahi nurdan, boşluktan ve külli hakikattandır. Boşlukta kendisi var olmuş ve alemin kendisi onun tecellisinden var olmuştur. Onun en yakını, alemin imamı ve bütün peygamberlerin sırrı Ali ibn Ebi Talib'dir." [11]

Tasavvufun sünni kanadında bu inanç olduğu gibi Şii kanadında da bulunmaktadır. Bir örnek verelim. (Güya) Hz. Ali söylemektedir:

"Ben ve peygamber onun buyurduğu şekilde, Allah'ın nurundan bir nurduk. O zaman Allah bu nurun ayrılmasını emir buyurdu. Sonra bir yarısına Muhammed ol, dedi. O da Muhammed oldu. Öteki yarısına da Ali ol, diye emretti. O da Ali oldu." [12]

İbn Arabi, Yüce Allah'ın kafir ve cehennemlik olduğunu belirttiği Firavun'ı mümin yapıp cennete göndermek için ayetlerin canına okurken, buzağıya tapanlara engel olmak için çırpınan Hz. Harun'u da geri kafalılık ve anlayışsızlıkla suçlamaktan geri kalmamıştır. Çünkü felsefesine göre Allah bütün varlıklar suretinde görünmüş ve Allah'tan başka tapılan her şeyde aslında Allah'a ibadet edilmiş olur. Ama Hz. Harun bunu kavrayamadığı için İsrail oğullarının buzağıya tapmasına engel olmaya kalkışmıştır. Fakat kavrayışlı Hz. Musa bunu bildiği için engellemesinden dolayı Hz. Harun'u azarlamış ve cezalandırmıştır. Firavun Allah'ı en iyi bilenlerden olduğu ve Hz. Musa da bunu bildiği için Hz. Harun'u bu anlayışsızlığından dolayı uyarmıştır. [13]

 Bu şekilde tasavvufçular müslümanların peygamber inancını bozmuş ve Allah'ın dinini değiştirmeye çalışmışlardır. Tasavvufun müslümanların peygamber inancını bozmasına dair misaller çoğaltılabilir. Fakat bu kadarla yetiniyoruz.

Tasavvufçuların hatemu'l-enbiyaya rakip olarak uydurdukları hatemu'l-evliya nazariyesi vardır. Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed olduğu gibi hemen her tasavvuf meşhuru da kendini hatemu'l-evliya saymaktadır. Peygamber adı dışında, hatemu'l-evliya olan zat peygamberin bütün sıfatlarına sahiptir. Zamanının en üstün temsilcisidir, gaybten haber verir, insanların kalpleri ve kaderleri üzerinde tasarruf eder, melekler kendisine, peygamberlere vahiy getirdiği gibi, ilham getirir. Peygamber vahiy getiren meleği gördüğü gibi, hatemu'l-evliya da meleği görür. Sonuç olarak isim dışında peygamberin bütün özelliklerine sahiptir.[14]

Şia'nın imamet nazariyesini tasavvufçular hatemu'l-evliya nazariyesi şeklinde ortaya koymuşlardır. Bu nazariyeyi ilk olarak hakim dedikleri et-Tirmizi uydurmuştur.


[1] Gümüşhanevi, Camiu'l-Usul, 107, Kahire, 1329 h.

[2] A. g. e., "Hakikati Muhammediye" bölümü.

[3] Muhammed ed-Demirtaş, Risale fi Marifeti'l-Hakaik, 7'den naklen Abdurrahman Abdulvekil, el-Fikru's-Sufi 1i Dav'tti'l-Kitap ve's-Sunne, 74, Mektebetu Ibn Teymiyye, Kuveyt.

[4] ibn Arabi, el-Futuhatu'l-Mekkiyye, 1/152-154.

[5] Ibn Arabi, Mecmuatu'l-Ahzab, 2, istanbul, 1298 h.

[6] Abdulgani en-Nablusi, Mecmuu'l-Ahzab, 557, istanbul baskısı.

[7] Abdulaziz ed-Debbağ, el-lbriz, 2/84.

[8] Ömer Ibn Said el-Funi, Rimahu Hizbi'r-Rahim, 14'den naklen, Abdurrahman el-vekil, Hazihi Hiye's-Sufiyye, 87, Beyrut, 1984.

[9] Ahmed Abdulmunim el-Hulvani, Risale, 14'den naklen Abdurrahman Abdulvekil, a. g. e., 87.b

[10] Kaside-i Bürde Şerhi ve Tercümesi, 39. beyit, s. 52-53, istanbul, 1977. Süleyman Çelebi'nin Mevlidi'nde de aynı ifadeler bulunmaktadır.

[11] Ibn Arabi, e;-Futuhat-i  Mekkiyye, 1/152-154.

[12] Ali Şeriati, Ali Şiası Safevi Şiası, 153, Yöneliş Yay., istanbul, 1990. Tasavvufçular bu inançlarına dayanak olması için de "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım.", "Gizli bir hazine idim... benimle beni tanıdılar." gibi hadisleri uydurmuşlardır.

[13] Geniş bilgi için bkz.: Ibn Arabi, Fususu'l-Hikem, 1/191-196, Harun Fassı, Dr. Afifi neşri.

[14] Fususu'l-Hikem, 1/62, el-Halebi baskısı; Futuhat-ı Mekkiyye, 353. bölüm. Ebu Hamid el-Gazali, İhyau Ulumidin, 3/19, el-Mektebetu't-Ticariyye, Mısır; eş-Şarani, el-Yevakıt ve'l-Cevahir, 2/85-86, ikinci baskı, 1307; Ibn Teymiyye, Hakikatu Mezhebi'l-İttihadiyyin, 63-77, Faysalabad, Pakistan.

 
  Bugün 1 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=