ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  3d - Tasavvuf, Müslümanların İbadet Şeklini Bozmuştur
 

d - Tasavvuf, Müslümanların İbadet Şeklİnİ Bozmuştur

İslam'da ibadetin şekli Kur'an ve Sünnetle belirlenmiştir. Teorik olarak Kur'an-ı Kerim'in belirlediği ibadetleri Hz. Peygamber canlı bir örnek olarak göstermiş ve uygulamıştır. Ashabı da ondan almış ve yolunu izlemişlerdir. Bütün ümmet de onların yolundan gitmiştir.

İslam'ın inanç esaslarında yapılacak herhangi bir değişiklik bidat olduğu gibi, ibadetlerinde de artırma veya eksiltme şeklinde yapılacak herhangi bir değişiklik bidat sayılmış ve bidat sahibinin cehennemlik olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan Kur'an-ı Kerim'in belirlediği ve Rasulullah'ın yaptığı ibadet şeklinde değişiklik yapmak İslam'ın cehennemle tehdit ettiği ve yasakladığı bir davranıştır.

Ama tasavvufçular Kur'an-ı Kerim'in belirlediği ve Rasulullah'ın gösterdiği ibadet şeklinin çerçevesi içinde kalmakla yetinmemiş, artırmak veya eksiltmek yahut değiştirmek suretiyle bu çerçevenin dışına taşmıştır. Kur'an'ın belirlemediği ve Rasulullah'ın göstermediğini birçok ibadet şekilleri uydurmuş ve uygulamıştır. Bunlardan sonu gelmeyen vird ve nafileler, dans ederek ve yüksek seslerle yapılan zikirler, yapılan ayinler, islam akaidiyle bağdaşmayan istiğase, rabıta ve tevessülle yapılan dualar, ricalu'l-gayb, gavsı azam, evliya, yatır ve ölülerden medet istemeler gibi.

Yüce Allah şöyle buyurur:

"Rabbini, içinden, yalvararak ve ondan korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an. Gafillerden olma." [1]

buyurulduğu ve Rasulullah'ın bağırıp çağırarak, sesi yükselterek Allah'ı anmayı yasaklamasına rağmen, tasavvufçular yüksek seslerle ve koro halinde zikir yapmakta, bunun için ayin ve merasimler düzenlemektedir.

 Kişini Allah'a bağlılığı ve teslimiyetinin artması için yapılan zikir tasavvufçularda islam'ı kavramların tahrifi ve bidatlerin uydurulması için araç olarak kullanılmıştır. Haşyet ve tevazu içinde yapılması ayette öğütlenirken, tasavvufçular kendilerinden geçip coşmak için araç olarak kullanılmıştır.

 Zikir çeşitlerini çoğaltmak ve fırkalara bölünmek için "lailahe illallah" şehadet kelimesinin başına getirmediklerini bırakmamışlardır. Kimisi Allah, kimisi lailahe, kimisi illallah, kimisi hu, kimisi illa hû, la mevcude illa hû gibi parçalara ayırarak her fırka zevkine göre bir parçasını alıp zikirde kullanmıştır. Kimisi bunu sessiz yapmayı tercih ederken, kimileri de sesli ve bir koro şefi eşliğinde ilahiler ve aletlerle çalman musikilerle yapmıştır. Kimisi ayakta dans ederek, şişler batırarak, göbeğe yırtılacak kadar feryat edip kendinden geçerek, ya gavs, ya şeyh Abdulkadir naralar atarak, destur ve medet deyip Allah'tan başka varlıklardan yardım isteyerek yapmıştır. Kimileri zaviye ve hücrelerinde saatlerce sürecek zikir ve teşbihi yapmak için metrelerce uzunlukta ve estetik niteliklerde iri tanelerden oluşan teşbihler çekmekte, müzik aletleri çalmaktadır. Bütün bunların Allah'ın gösterdiği ve Rasulullah'ın yaptığı zikir olduğunu herhalde aklı başında, bidatlerden sakınan hiç bir müslüman söyleyemez.

Yüce Allah

"Şüphesiz mescidler Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın." [2]

buyurduğu halde, tasavvufçular dualarında Allah’tan başka varlıkları da ortak etmiş ve onları aracılar yapmıştır. Kimileri dua esnasında şeyhinin siluetini gözünün önüne getirerek dua etmiş, kimileri resmini yanında taşımış, kimileri şu veya bu kişiyi aracı yapmıştır. Yatırlardan ve üstünlüklerine inandıkları gavs yahut kutup dedikleri kişilerden medet ummuş ve onlardan yardım istemişlerdir. Rabıta ve tevessüle dört elle sarılmışlardır.

Duaları da Rasulullah'ın öğrettiği ve Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği dualardan çok, tılsımlı ve esrarengizliklerle dolu muammalardan oluşmuştur. Bununla ilgili bazı örnekler verelim.

Şeyhi ekber ve hatemu'l-evliya dedikleri tasavvufun en meşhuru Muhyiddin İbn Arabi'nin dua ve salavatından örnek verelim. Şöyle diyor:

"Allah'ım, bütünümü kendi bütünlüğünde yok et, evveliyetimi evveliyetinle destekle ki evveliyetini evveliyetimde, sonunculuğunu sonunculuğumda, zahirliğini zahirliğimde, batınlığını batınlığımda, hüviyetini hüviyetimde, inniliğini inniliğimde ve kabiliyetini kabiliyetimde müşahade edeyim. Zahir vücudun vücudumda, hüviyetin hüviyetimde ve beraberliğin beraberliğimde olsun ki o sırrın tüm unvanı olayım, belki şekli ve sureti olayım."  [3]

Bir de Hz. Peygamber'e getirdiği salata bakalım:

 "Allahım, zatın tılsımlı görünümü, derya yağmuru, cemalinin lahutu ve visalinin nasutu, hakkın yüzü, ezel insanın hüviyeti, süregelen mahlukatın kaynağı, fark nasutlarını hak yoluna ilettiği kişiye salat ve selam olsun. Allahım, onunla, ondan ve onun içinde ona salat kıl." [4]

Bir de Ticani tarikatının şeyhinin şu sözlerine bakalım:

 "Hz. Peygambere salatu'l-fatih'i sordum. Salatu'l-Fatih'i bir defa okumanın altı defa Kur'an okumaya denk olduğunu söyledi. Sonra, her defasını kainatta meydana gelen bütün teşbihlere, bütün zikirlere, büyük küçük bütün dualara ve Kur'an'ın altı defasına denk olduğunu söyledi.”[5]

Oysa hiçbir söz yada kelimeler topluluğu Kur`ana denk değildir. Denği bile olmuyorsa altı katı nasıl olur anlamak mümkün değil.Allah-ü teala şöyle buyurur:

Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." [6]

Salatu'l-Fatih dedikleri duanın sözleri de şunlardır: "Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin el-fatih lima uğlika ve'l-hatim lima sebeka, nasıru'l-hakki bi'l-hakki, el-hadi ila sıratike'l-Mustakim ve ala alihi hakka kadrihi ve mikdari-hi'l-azim."[7]

Bu dua ve salavatların islam'la bir ilgisi olduğunu düşünece bir müslüman düşünemiyoruz.

Bilindiği gibi yapılan ibadet ve duaların kabul görmesi için sahibinin inançlarının islam'a uygun olması yanında yaptığı ibadet ve duaların da islam'a uygun olması lazımdır. Bunlara uygun olmayan ibadetlerin makbul olması sözkonusu değildir.


[1] A'raf, 205

[2] Cin, 19.

[3] Ibn Arabi, Mecmuatu'l-Ahzab. 15, istanbul, 1298 h.

[4] Ibn Arabi, a. g. e., 14.

[5] Ibn Harazim et-Ticani, Cevahiru'l-Maani, 1/103.

[6] İsra 88

[7] Ahzab ve Evradut-Tıcani, tan. Muhammed el-Hafız kitabından naklen Abdurrahman Abdulhalik, a. g. e., 353.

 
  Bugün 1 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=