ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Cübbeli Ahmet
 

Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü Niçin Bu Kadar Kızgın?

Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü, niçin bu kadar kızgın? Son günlerde Mustafa İslamoğlu başta olmak üzere, geçtiğimiz asrın İslami hareketleri üzerinde müessir olan çeşitli zatlara verip veriştiriyor. İslam'da 'Tenkid' denilen müessesenin belli bir usülü ve yöntemi olduğunu bilen bir alim gibi değil de, öfkelenip sinirini muhatabının üzerine boşaltan sıradan birisi gibi davranarak, bir davayı iptal etmenin kavgasını veriyor. Buna diyecek birşeyim yok. Her fırsatta, tevazu ve gönlü genişlik gerektiren tasavvuf ilminin; bugün tevazudan bihaber, gönül gözü dar şeyh ve müritlerin elinde katledildiğini mi düşünüyorum? Belki öyle, fakat canımı yakan kişi her fırsatta 'Ben Mü'minim' dediği için, ahlaki tavrın konuşmamak olduğunu düşünüyordum düne kadar. Ancak artık, kesret yerine vahdetin eşyanın tabiatı olduğunu düşünmeme rağmen, mahlukatın içerisinde ancak şerefli Mü'minlerin birbirine kardeş kılındığına inanmama rağmen, canım öyle yanıyor ki, susmak konuşmaktan ağır geliyor sineme.

Geçtiğimiz Perşembe, asrın öncülerini, şehidlerini anmak için, halis niyetli gençlerin organize ettiği güzel bir programda idim. Gönlü de kendisi gibi güzel olan bir Ağabey, Bosna'dan Çeçenya'ya, Gazze'den Keşmir'e kadar Müslümanların nasıl feda olduklarını, Rahman'ın ayetlerine nasıl canlarıyla şahitlik ettiklerini örnekleriyle anlatıyordu. 'Allah' diyordu, 'Kalplerine öyle bir hal vermişti ki, yalnız şehid olmayı istiyorlar, cephedeki görevleri dışında kalan vakitlerini ya kardeşleriyle sohbetle ya zikirle,namaz yahut tefekkür ile geçiriyorlardı. Şehid olmanın kolay olmadığını onların yüzünde gördüm ben. Her gecelerinde namaz vardı, şehid gibi yaşıyorlardı.' Dinleyenlerin imanı ziyadeleşiyor, anlatanın kalbindeki iman dilinden madde alemine taşıyordu. Kalbiyle konuşanın muhatabı da kulaklar değil yine kalpler oluyordu.

Salih kullar olabilmek için gayretkeş olanların omuz omuza olduğu bir programdı, bitti. Ayaküstü hem bahsettiğim Ağabey ile hem de çıkmayıp kalan birkaç kardeşimizle sohbet ediyoruz. Ellerimizde, ince belli çay bardakları. Mücadele, dava ve şehadeti arzu etmenin güzelliği üzerine mükalemede bulunuyoruz. Üzerimizdeki bu hal, bir kardeşimizin tılsımı bozan, rahmeti kaçıran cümlesine kadar devam etti. Cübbeli Ahmet Hoca'nın müridanından olduğunu bildiğimiz, yaşı da bizden büyükçe bir Ağabey, 'Hocam, başka bir sohbet meclisinde Cübbeli Hoca'yı dinlediğim için geç kaldım. Şimdi böyle konuşuyoruz ama bakın içten içe çürüme başladı. Hilal TV'yi izleyenler, İslamoğlu'nu savunanlar türedi. Bunları ne yapacağız onu anlatın?'. Kardeşliğin ve vahdetin sımsıcak havası, rahmet melekleriyle birlikte içinde bulunduğumuz küçük odayı terketti sanki. Genişleyen göğüslerimiz yeniden sıkıştı, manayı teneffüs eden ruhumuz, astıma tutulmuş bir hasta gibi çırpınmaya başladı. Ola ki birkaç dakika evvel ki hale geri dönebiliriz diye, 'Ağabey, içimizde de İslamoğlu'nu sevenler olabilir. Takip edenler olabilir. Müslümanları itham etmeyelim, kırmayalım.' dedim. Ancak gördüm ki karşımda, hükmünü vermiş, cezayı infaz etmek için bekleyen birisi var. 'İslamoğlu'nu seven beni sevmesin, ayet var, hadis var. Kafirleri sever mi Müslüman?' deyip çıktı işin içinden. Önce kızdım, ancak şimdi farkediyorum ki kızmak da manasız. İradelerini Şeyhleri'ne teslim edenlerin kızgınlıkları kendilerinden olabilir mi?

Müslümanların üzerine inen sekineti ve rahmeti kesecek kadar ölçüsüz bir tavrı nasıl savunabiliriz? Nasıl açıklayabiliriz?

Eğer mürit böyle kızgınsa, Şeyh'in öfkesini tahayyül etmek dahi zor. Şurası kesin ki Cübbeli Hoca'nın kızgınlığını kılıç gibi kuşanan müritler, İslamoğlu'nun Müslüman olduğunu, Müslüman'a muamele eder gibi muamele edilmesi gerektiğini söyleyen herkese karşı o kılıcı kullanarak tavır alıyorlar. Bu öfke, Cübbeli'nin halinden sirayet ediyor kalplerine. Birisi 'İslamoğlu samimi bir Mü'mindir' mi diyor? Kılıç kınından çıkıp şakırdamaya başlıyor aynı anda. Zira Cübbeli'nin toplumun önünde giden bir Alim olarak görülmesi, ancak düşman seçtiği kişinin davasını iptal edebilmesine bağlı. Eğer İslamoğlu'nu kendi tekellerindeki 'Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat' çerçevesinin dışına itebilirlerse rahatlayacaklar. Uykuları kaçmayacak. Aslında Türkiye ne de güzel kendilerinin etrafında halka halka toplanacak, ah şu İslamoğlu, Abdulaziz Bayındır gibi adamlar kötü gösterilebilse...

Taşları bir araya getirdiğimizde ne göreceğiz? Daha da açığı Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü ne yapmak istiyor ve niçin böyle öfkeli?

Kanımca bu sorunun makul cevabı şudur: Taşları bir araya getirdiğimizde; kendi konumunu tehlikede gören, uzun vadede toplumun kendisinin çevresinden uzaklaşacağını düşünen, kendisinden farklı bir söylemle toplumun kalbine nüfuz eden bir Alim'i görüp kaygılanan bir Ehl-i Sünnet zabıtasının profilini apaçık göreceğiz. Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü, ilk hamlede Türkiye'deki ehl-i sünnet hassasiyeti taşıyan Mü'minlerin dimağını kendisine çekmek istiyor ve eğer bunu başaramazsa Mü'minlerin bir daha kendisine gelmeyecek şekilde gözlerinin açılacağını gördüğü için öfkeleniyor.Biliyor ki Kur'an Müslümanların gündeminde hakkıyla yer bulursa, Kur'an'ın terbiye ettiği Müslüman, iradesini Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü'ye teslim etmez.

Açıkça söylemeliyim ki, Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü,yarın Allah'ın huzuruna İslamoğlu'ndan nefret etmelerine sebep olduğunu onbinlerin vebalini de omuzlamış bir halde çıkmakta inat ediyor. Müridler ise, tabi oldukları şahsın, doğru dediklerini şeksiz doğru bilme, yanlış dediklerini de tereddütsüz yanlış kabul etme noktasında ciddi sorunlara yol açabilecek bir hataya düşüyorlar. Zira bu meselenin akidevi yönü azımsanamayacak ölçüde önem arzetmekte.

Allah, Kur'an-ı Mübin'de mealen şöyle buyuruyor:

“Hahamlarını ve papazlarını, Allah ile kendi aralarında aracı rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir Tanrı’ya kul olmaları idi. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.” (Tevbe 9/31)

Hahamların ve papazların Rab edinilmesi hususu, çok tartışılan bir mesele olmakla birlikte, yukarıdaki ayeti,şu rivayetle birlikte düşünmeliyiz zannımca:

"Adiyy b. Hatim diyor ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve seleme geldim, boynumda altın haç vardı; “Adiyy, at o putu” dedi. Ondan yukarıdaki âyeti dinledim. Dedi ki, “Onlar bunlara İbadet etmediler, ama bir şeyi helal sayarlarsa helal saydılar, haram sayarlarsa haram saydılar.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 10)

Ayeti ve çerçevesini düşündüğümüzde, Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü kadar, Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü'nün söylediklerini katıksız doğru kabul ederek, sözkonusu şahsın İslamoğlu ile ilgili yorumlarını adeta dini bir nass imiş gibi kabul eden müridler de ciddi bir yükün altına girmektedirler. Cübbeli hangi sıfat ve yetki ile İslamoğlu'nun yetkinliğini sorguluyor? Bunu bilemiyorum. Ancak, müridleri hangi sıfat ve yetkisine binaen Cübbeli'nin İslamoğlu'nun Müslümanlara 'haram' kılan sözlerini sorgusuz kabul ettiler? Bir Alim'in görüşü isabetli ya da isabetsiz olabilir ancak Cübbeli'nin tavrı 'isabet' sınırını çoktan aşmış durumda. Açıkçası karşımızda, İslamoğlu'nun kitaplarını haram kılma yetkisini kendisinde gören cesur bir şahıs var.

Bu meselenin sonu nereye gidecek merak ediyorum doğrusu. Bir tarafta sorumlu bir 'Alim' tavrını kuşanmış, her türlü iftiraya karşın susmasını bilen mütevazi bir şahıs. Diğer tarafta, arkasına ellerine tekfir kılıcını tutuşturduğu binlerce müridini almış, haram kılma yetkisini bilerek ya da bilmeyerek kendisinde gören, cesur bir ehl-i sünnet zabıtası.

Doğrusu böylesi bir hal içerisinde söyleyecek başkaca birşey bulamıyorum. Kur'an ile bitirelim:

“Her kim iyilik için şefaat ederse (arka çıkarsa) bundan kendine pay vardır. Her kim de kötülük için şefaat ederse (arka çıkarsa) onun da bundan sorumluluğu vardır. Allah her şeyi korur ve kollar.” (Nisa-85)

Selam, hidayete tabi olanlara olsun.

 

 
  Bugün 22 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=