ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Mehdi sen
 

‘Mehdi sen değilsin benim’ polemiği

  Mehdiliğin tüm belirtilerini yaşıdığını söyleyen Adnan Oktar’a rakip çıktı.

Daha önce Mehdi’nin tüm belirtilerinin kendisinde olduğunu ancak Mehdilik iddiasıyla ortaya çıkmasının uygun olmayacağını belirten Adnan Oktar’a cevap Cüppeli Ahmet Hoca’dan geldi.


Cumartesi, 13 Haziran 2009 10:54

Bu sözlere Adnan Oktar 11 ayrı web sitesiyle cevap verdi. Hazırlanan internet siteleri ise birbirinin kopyası niteliğinde ve Adnan Oktar kendisinin mehdi olduğuna dair argümanlarını bakın hangi internet sitelerinden nasıl savunuyor: 

www. cubbelininbilmedikleri.com sitesinden:

* “Hz. Mehdi (A.S.) İstanbul’dan çıkacaktır.”
* “Üstad Said Nursi Hazretleri Emirdağ Lahikası’nda Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci görevinin, ahir zamanda insanlığı etkisi altına alan Materyalizm ve Darwinizme karşı iman hakikatlerini anlatarak insanların Allah’a iman etmesine vesile olmak olacağını söylemiştir.”

www.cubbeliahmethocayacevap.com sitesinden:* “Nimetullah Hoca Efendi’nin Feyz Dergisi ile yaptığı söyleşisinden” başlığı altında şu sözlere yer veriliyor: “Bu yüzyıl İslam’ın yüzyılı olacak. Şüphesiz Mehdi gelecek. Bazıları bu konuyu fazla önemsemiyorlar. Çok yanlış. Ben bir çok büyüklerden bizzat işittim. Zaten bir çok hadis mevcut.”

 * “Peygamberimiz (S.A.V.) medrese eğitimi almamıştı, Hz. Mehdi (A.S.) de medrese eğitim almayacak sadece kendisine verilen özel ilimlerle hükmedecektir.”

www.cubbeliahmethocaninyanlislarinareddiye.com

* 21 Ocak 1989 tarihli Güneş Gazetesi’nin haberi kullanılarak şu sözlere yer veriliyor: “İstanbul’a gelişi olay olan Şeyh Nazım Kıbrısi sosyete gençliği arasında çok tutulan Adnan Hoca’ya destek verdi. Kıbrıslı Hoca Adnan Hoca hakkında ‘Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm’ dedi.”

* “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Adnan Oktar ile 1987’de yaptıkları bir röportajından” başlıklı yazıda yer alan Şeyh Nazım’ın şu sözlerine dikkat çekiliyor: “Hem o rütbeyi hem salahiyeti versin diye ben dua ediyorum, Adnan bey kardeşimize de Cenab-ı Allah, namaz için Yusuf peygamberin tecellisini ona giydirmek üzere ona halvet emreylemiştir… Adnan Bey’in yapacağı mükemmel hizmetler vardır. Velayet sırrı ile, zahiri de başka da, velayet sırrı ile yapacağı ve yapmakta olduğu hizmet de vardır.”

Cüppeli Ahmet Hoca ne demişti?

Cüppeli Ahmet Hoca 3 Mayıs’ta www.cuppeliahmethoca.tv’ de yayınlanan konuşmasında Adnan Oktar’ın Mehdilik iddialarına şu cevabı vermişti: “Biz Ehli sünneti muhafaza edeceğiz. Efendi bana emretti: ’Sen bu kapıyı muhafazsa edeceksin!’ Ben emir kuluyum, görevliyim. Adnan Hoca demiyorum ona Adnan Oktar’a. Benim için de diyor ki ’pis işlere bulaşmış, görevlidir’diyor. Ben çok derin yerlerden görevliyim. Benim evliyaya istinadım var Allah dostlarına dayanmışım ben. Ben bir gidersem evliyalara sen görürsün gününü. ’Ben Mehdiyim’diye tutturmuş ’ya değilsin’diyoruz adama. Sen Mehdi değilsin. ’100 tane hadis bana uyuyor’diyor. ’Alnının ortasında boşluk ve sağ omzunda ben olacak bunlar da var’diyor. ’Hamdolsun tutturduk’diyor. Kıyametin kopmasına ona göre 70 sene kalmış. 70 sene kalmış Mehdi madem gelemiyor ’ben çıkayım’demeye getiriyor yani. Kardeşim ne çıkıyorsun otur oturduğun yerde. Sen nasıl mehdi olacaksın yaşın olmuş 55. Sakalın kısacık. Her tarafın bir alem. Allah akıl fikir ihsan eylesin.”

 (İnternethaber)

 ———————————————————-

Süper bir Mehdi Hayal Ediyorum, Bilincim Kapalı

Uğur Erzincan


Bir ramazan gecesiydi. Ortalık zifiri karanlıktı. O esnada sanırım uyuyordum.

 Doğu tarafından aniden bir gürültü koptu. Sandım ki mutfaktaki, banyodaki, odadaki ve kömürlükteki tüpler patladı. (Evde bu kadar tüpün olması iyiye işaret değildi biliyordum). Tüpleri kontrol edeyim diye fırladım yatağımdan.  Bir de ne göreyim, tüplerde hiçbirşey yoktu. 

 Evdeki tek ses; buzdolabının, televizyonun, açık kalan bilgisayarın, müzik setinin  ve çamaşır makinesinin gürültüsüydü.

 Evde çıt yoktu. O an anlamıştım “bu ses dışardan geliyor”.  Hemen pencereye fırladım, acaba gökyüzünde bir değişiklik var mı diye.  Bir de ne göreyim! Hiçbir değişiklik yok. Geçen akşam saydığım 2 küsür milyon yıldız yerinden bile oynamamış.  Ama kutup yıldızının biraz sola çektiğini fark ettim. 

 Sonra da arkasından mavi, yeşil ve kırmızı ışık saçarak kayan bir gök taşı kümesi farkettim.  Bu bir işaretti. Evet evet bu bir işaretti. O an anladım ki bu gece beklenen geceydi. O gelmişti.  Şölenlere, kutlamalara, sevinç çığlıklarına ve şenliklere hazır olmalıydım.

 O ara bizim ufaklık yanıma yanaştı ve “baba” diye seslendi.  “Şehrin göbeğinde bugün konser var herhalde,  havai fişekler gökyüzünü ne güzel aydınlatıyor değil mi” dedi. 

O an bütün umutlarımı yitirmiştim. Hayallerim mahvolmuştu. Bizim 6,75 yaşındaki bücür hayallerimin üzerinden adeta bir kamyon gibi geçmişti.

 Aha geldi aha gelecek, gözünüz yollarda kaldı biliyorum. Hasretlik zor iş. Bilin bakalım güneyden mi yoksa kuzeyden mi zuhur edecek?  “Mehdi” yaz 6666’ya gönder nereden zuhur edeceğini öğren. 

 Peki herkesi razı edebilir mi kahramanımız?  Karada kaçanı, havada uçanı, gariban solucanı, sırt üstü dönmüş tosbağayı, emekliyi, dulu ve yetimi? Ne dersiniz?.. Memnun edebilir mi?   Eder niye etmesin? Adı üstünde “Süper Mehdi.. Hem de 100 oktan”.

 Acaba nasıl bir donanıma sahip.  Özellikleri ne? Eminim merak ediyorsunuz.. Bugüne kadar onun hakkında ne söylendiyse az ve eksik söylendi. Ben tamamlamaya niyet ettim.  Onun tam ve kusursuz olmasını istiyorum.  Hesabı sıkı tutmasını istiyorum. Bir oturuşta bir buzağıyı  yemesini, kürdan ve peçete kullanmasını istiyorum.  Karşısına dağlar, taşlar, kuşlar ağaçlar bile dikilse hepsini ezip geçmesini istiyorum.  Işınlanmasını, bir an burada bir an New Zelanda’da olabilmesini istiyorum.   Kuru bir ağacı söküp başka bir yere diktiğinde ağacın hemen karpuz vermesini istiyorum. Karpuz ağacını yetiştirebilen tek kişi olmasını istiyorum.  Kuru bir kamış ağacını eline aldığı zaman, ağacın aniden “NEY veya Obua” olmasını istiyorum.   

 Onun da bir ışın kılıcının olmasını istiyorum. USA kahramanlarından neyi eksik. Hatta yeşil bir taytının olmasını ve o taytın üzerine don giymesini istiyorum.  Leb demeden nohutu anlamasını istiyorum. Dünyanın öbür ucundaki bir kadının dırdırını işitebilmesini ve kocasının yerine “yeter artık ulan” deyip kapıyı çarpar gibi yapmasını istiyorum.  

 Bol bol gizli güçlerinin olmasını, bir oturuşta yediyüz kitap okumasını, hamur açmasını, zeytinyağlı dolma yapmasını, engelli koşu yapmasını, bir de sigara içmesini istiyorum.  (Tiryakisi olup nasıl sigara bırakılırmış herkese öğretsin diye. Zayban meretinden de kurtarır bizi)  

 Bütün püsürüklü işlerin girift tarafını bilmesini ve çözüm bulmasını istiyorum. Organik tarımı yaygınlaştırıp milleti hormondan kurtarmasını, “stokçuluk yapan bizden değildir” anlayışını yeryüzüne hakim kılmasını, yeni doğan her bebenin gönlüne “sevgiyi” aşılamasını, baktı olmuyor kızamık, hepatit B, C, D aşısı yapmasını istiyorum.

 Kayıp kaseyi bulmasını, sır namına ne varsa hepsini ortaya dökmesini, ebced, matematik, fizik, kimya, biyoloji, antropoloji, kısaca ne kadar “loji” varsa hepsini bilmesini istiyorum.

 Erzincan’ı  dünyanın başkenti yapmasını, İstanbul’u nahiye haline çevirmesini, hatta mümkünse özgürlük anıtını bulunduğu yerden kaldırıp Irak’a dikmesini istiyorum. 

 “Savulun uleyn” demesini, bir yayla 200 ok fırlatmasını, ata ters binebilmesini, bir bakışıyla dağ ve çam devirmesini istiyorum.

 Bir tıkla herkesin elektrik, su, telefon, doğalgaz ve vergi borçlarını ödeyebilmesini istiyorum. Bankacılığı kaldırmasını bunun yerine “MFK” (Mehdi finans kurumları) kurumunu yaygınlaştırmasını istiyorum.

 Ortaya çıktığı vakıt bir daha kaybolmamasını, kaybolsa bile ara sıra cep telefonuyla “nerde olduğunu bize söylemesini istiyorum.

 Biraz da fiziksel özelliklerinden bahsetmek istiyorum.

 Metre cinsinden 1.30’dan küçük, 1.90’dan büyük olmamalı. Kivi tenli, lila  saçlı yeşil gözlü,  body building vücutlu, iki omuz arası mesafenin en az 2 metre olmasını, alnının geniş burnunun parlak, 45 numero palet giymesini, yarım metre çapında bir de elinin olmasını istiyorum. Şaplaaa godummu uzatsın diye.  Kirli sakallı gezen,  gözünden ışık, burun deliklerinden de ateş saçabilmesini istiyorum.

 130 erkeğin cinsel gücüne sahip olmasını ve Cengizhan’ı aratmamasını istiyorum. Ondan bin yıl sonra dünyanın %80’inin onun torunu olmasını istiyorum. 

 Sağ yanağına gözünün hemen alt kısmına da bir tane ben istiyorum. Benin rengiyle ilgili de kararsız kalmak istiyorum. Omzunda mühür, kolunda dövme, burnunda hızma, göbeğinde pirsing, kulağında da gümüş bir küpe olmasını istiyorum.

 Onun bir sürü kardeşinin olmasını istiyorum. Hayır vazgeçtim az kardeşi olsun. Olmadı bundan da vazgeçtim onun hiç kardeşi olmasın.  Hatta anasız babasız olsun. Ama halası dayısı da olsun.

 Evet farkındayım çok şey istiyorum. Hatta ve hatta zopa istiyorum.

 Sonuç olarak, bu beklentimin boşa çıkacağını ve avucumu yalayacağımı bilmiyor muyum?! Eşşek (bal mıydı yoksa) gibi de biliyorum.  “Niye o zaman fantezi kurup duruyorsun” diyenleri de duyar gibi oluyorum. (Bana mı zuhur etti ne?)  Başlıktan da mı anlamıyorsunuz kardeşim, şu an bilincim kapalı. Gayet normal değil mi?  Bilincim açılana dek fantezi kurma hakkım saklıydı kullandım.  Hadi ben fark ettim bilincimin kapalı olduğunu ve hatamı anladım.  Ya asırlardır bilinci kapalı olup da insanları hayal aleminde bir oraya bir buraya koşturan işgüzarlara ne demeli?  Gücünüz bu garibana mı yetiyor?  

 Aha geldi aha gelecek diye asırlarca kandırılmadınız mı? Uyutulmadınız mı? Ben kandırır gibi yapınca niye içinizdeki ışın kılıcını çekmeye kalkıyorsunuz? 

 En tehlikeli oyun “umut” oyunudur.  İnsanlara boş umutlar vaat edersiniz ve o umutlar gerçekleşmez ise, müthiş bir hayal kırıklığı meydana gelir. Sonucunda ne olur biliyor musunuz?  Pasifize edilmiş, nötr hale getirilmiş insan görünümlü androitler meydana gelir.  Bilinçleri sürekli kapalıdır bu androitlerin. Küçük bi çip takarsınız müsait bir yerine, çipin içine ne yerleştirirseniz ona göre hareket eder.  Düşünmez ve akletmez.  Çipli sonuçta.

 Nasıl olsa ağa gelecek onu bu durumdan kurtaracak. Umut oyunu oynuyoruz ya sonuçta. Bu kuruntuyla avunur/avutulur ve bu dünyadan göçer gideriz.  Tabi bilinçsiz göçtüğümüz için de hesabımız çetin olur. Zannederiz ki hesabımızı da ağa verecek. Çipine öyle yerleştirilmiş çünkü. Sen dert etme, iki cihanda da garantörün biziz. Sevsinler. Babanın oğula, ananın kızına garantörlüğünün sökmediği bir mecrada kim takar seni, sizi ve onları.

 Son bir anektotla bitirmek istiyorum. Biraz da siz hayal edin. Bir hasta vardı. Böbreklerinden rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı.  Doktor dedi ki: “Böbrekler iflas etmiş diyaliz makinesine girmek zorunda. Tutturdu girmem diye.  Kızı buna umut verdi. Dedi ki: “Anne bir kere giriyorsun ve  başka girmiyorsun, hepsi bu”.  Kadıncağız umutlandı ve kabul etti.  Makineye girdikten iki gün sonra taburcu oldu. Doktor taburcu olurken diyordu ki, haftada üç gün getireceksiniz hastayı, artık o bir diyaliz bağımlısı.  İlk diyaliz günü geldiğinde yine aynı kızı  dedi ki: “ anneciğim hastaneye gidiyoruz”. Annesinin cevabı: “Niye?”  Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını.  Kızı bunu  1 ay oyalamış, bugün son yarın son öbür gün son. Son son son. Sonu yok. Ölene kadar girecek.  Kadın artık kızına inanmıyor. Umutlarını kaybetti.  Androit oldu. Böbreklerinin yanı sıra  şuurunu da kaybetti onca yalandan sonra.  Şimdi kızının yediği haltı temizlemekle meşgulüz. 

 İnsanlara acı da olsa doğruları söylemek gerekiyor. Tebliğ denilen kavramın temeli doğruluktur. Kendi aleyhimize olsa bile doğruları söylemek zorundayız.  Yoksa Allah, şahdamarımızı koparıverir. Buna da kimse engel olamaz


 
  Bugün 22 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=